Yüzlerle, üç yüzlerle... işim yok, sınıflarda ne kadar solcu öğretmen varsa hepsini temizleyeceğim” diyordu Eğitim Bakanı Tevfik İleri. Tabii Ziya Gökalp’i ve de daha birçok şeyi bilenlere, daha doğrusu bizde işe yararlara her zaman verilmiş adlarıyla, ‘solcu’laraydı sözü. Kendilerine gelince, politika onları sil baştan kör ve sağır etmişti. Artık her şeyi birbirine karıştırıyorlar, o köhne partiden kalan bazı şeyleri de geriye götürmeye kalkıyorlardı.[1]

Ben biraz patavatsız olduğum için, olur olmaz yerlerde olur olmaz adamlarla ve olur olmaz şeyleri tartışırım. Tonguç ve arkadaşlarının Bakanlık emrine alındığını radyoda dinlediğim gün köyden kalkıp Ankara’ya gittim. Tevfik İleri’ye sordum makamında: “Bunun için mi geldiniz?..” İşte o zaman söyledi bu Ziya Gökalp’i bilip bilmeme meselesini. Tonguç’a anlattığım zaman gülümseyip başını sallamıştı...

O kümede Halil Aytekin, Zeynel İlhan, Fikret Madaralı, Osman Yalçın, Mehmet Özdemir ve Tonguç’un kitap hediye ettiği İzzet Palamar vardı, suçlan okumak, okutmak. İnsan olmak yani. Bunlardan Madaralı, kasabadan kasabaya sürüle sürüle usandığı halde direnmiş, sonunda bir yolu bulunarak saf dışı edilmiştir. Şimdi yine bir kasabada bitkisel hayata dönmüş olarak yaşamaktadır ki kapitalist ve de işbirlikçilerin istedikleri de budur. Onlara göre bundan iyisi can sağlığıdır. Çünkü dünyada adam yozlaştırmanın yolunu da onlar bulmuşlardır. Hatta temeli sağlam değilse, yozlaşma yokuşuna vurulmuş kişi bir süre sonra mal ve mülkiyet derdine düşüyor, vaktiyle beğenmediği kapitalistlere taş çıkartıyor...

Osman Yalçın halen bir özel okulda müdürlük yapmaktadır...İzzet Palamar’ın Trakya bölgesinde etkisiz bir yerde çalıştırıldığını sanırım. Halil Aytekin’e gelince, 1941’de bir kez ve 1950’de nisan ve eylül aylarında olmak üzere aynı yıl ayrı ayrı iktidarlar tarafından iki kez Bakanlık emrine alınmış, 1962’de de zorla emekli edilmiştir. Süleyman Şahin Tar Adana Lisesi’nden, Faik Muzaffer Amaç Urfa Lisesinden ve Kemal Yalazkan da Malatya Lisesi’nden alınıp harcananlar arasında. İstanbul’un Yeni Camisinin bitişiğinden her geçişimde içim kan ağlar Süleyman Şahin Tar’ı gördükçe. Bütün gün ayakta ve de yağmurda yaşta müşteri bekler, dilekçesini yazmak için...

Hele bunlardan Mehmet Özdemir suçu en büyük olanlardan. Coğrafya dersinde komşularımızı işlerken, “kuzeyde komşumuz Rusya” demiş, hepsi bu...

Kıyılan aydınların ve öğretmenlerin listesini yapmak bile mümkün değildir. Şöyle diyelim: Kıyıma uğramamış aydın ve öğretmen varsa, aydın ve öğretmen olarak ortaya çıkmamışlar ve sıfatlarına yaraşır çalışmalar yapmamışlardır. Halen bir kasaba müzesinde süründürülmekte olan Hamdi Konur’un kısa öyküsünü eklemek isterim bu bölüme:

Hikâye 1938’de başlar. Hamdi Konur o tarihte Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde öğrenci. Faşizme karşı bir broşür yayınlarlar ve bu iş büyütülür. Yıl 1939’dur. Eğitim Bakanı da Hasan Ali Yücel’dir. Demek ki kişilerin değişmesi de düzenin kurbanlarını azaltamıyor. Hamdi Konur bunun üstüne, müzik öğretmeni olarak Yozgat Lisesi’ne atandı. Nedense hep de Yozgat’a atarlar. Bizim Hasan Çelikel’i Trakya'dan sürerken Yozgat tarafına, beni de Bakanlık emri kalktıktan sonra Hasan’ı verdikleri okula atadılar. Neyse, Konur iki yıl sonra çavuş olarak askerliğe başladı. O zaman lise ya da öğretmen okulu çıkışlılar yedek subay olarak askerlik yaparlardı. Ama Hamdi Konur gibileri çavuş yapmak devrin özelliğiydi. Üstelik devir Mareşalli devirdi. Bu açıdan birçok Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlılar da çavuşluk rütbesine yükseltilmişlerdir. Konur'un askerliği 1944’e kadar dört yıl sürdü. Yine Faşizm broşüründen hareket ederek Ayvalık Ortaokuluna verdiler Konur’u. Yıl 1950'ye dayanmıştı. Halk Partisi Milletvekillerinden Süreyya Örgeevren ve tayfası sınıflara girmeye yeltendiler. Konur müdür vekili olarak razı olmadı buna. Vay milletvekillerine böyle davranılır mı diye tahkikat açıldı hakkında. Bakanlığın müfettişi de aklı başında olarak bilinen Halil Vedat Fıratlı. İşi gücü ve konuyu bir yana iterek şu soruyu yapıştırıyor: “Rejim hakkında ne düşünüyorsun?” Tıpkı şimdikilerin, din hakkında ne düşünüyorsun gibi ipe sapa gelmez sorular sıralamalarında olduğu gibi. “Bu konuda size hesap vermek zorunda değilim” dediği için de yeniden Yozgat'a aldılar. Bu sırada Bakan da Tahsin Banguoğlu... Hamdi Konur’un öyküsü, yüzlerce değil binlerce öğretmenin öyküsü.

Tahsin Banguoğlu'nun haksız atamasını değiştirmek için, iktidar değiştikten sonra yeni Bakana gider ve yeniden Ayvalık Ortaokulu’na verilmesini ister. Bakan Avni Başman’dır. Hem yeni iktidardan hem de yeni Bakandan umutludur. Ah bu umut. Hepimizi yaşatan bir ümit değil de ne? Bakana çıkışında yalnız da değildir Konur. Çıkıp önünde sıra olurlar Bakanın.

“Ben yapılanı bozamam” der Bakan.

“Öyleyse niye bizi beklettiniz günlerdir, huzurunuza almak için?”

“Küstah birine benziyorsun.”

“Size duyduğum saygıyı zedelemeyin.”

“Serkeşsin.”

“Aynen iade ediyorum.”

“Ben senin gibi öğretmenle çalışamam.”

“Ben de senin gibi Bakanla çalışamam. Gider şoförlük yaparım.”

Ve istifayı basarak operaya girer. Zaten Bakanlıkta tasfiye başlamış durumda. Yani, yüzlerle, binlerle işimiz yok, hepsini temizleyeceğiz solcuların, diyenlerin yapacakları tasfiye. Konur operaya girdi ama tam o sırada Tevfik İleri Bakanlık koltuğuna geldi ve Ertuğrul Muhsin’i uzaklaştırma yolunu aramaya başladı. Her devire ayak uyduran Altar’ı getirdi Ertuğrul Muhsin’in yerine. Ve solculuğu yüzünden kendisiyle çalışamayacağını Konura söylemek için bir hafta bile bekleyemedi Cevat Memduh Altar...

Konur dört yıl şoförlük yaptı. 1951-1955 yıllan arasında yaptığı bu iş sırasında bir hayli borçlandı. Devam edemeyeceğini anlayınca bir bakkal dükkânı açtı. Mehmet Kemal’in eli böğründe kalınca lokanta açmasına benzer şey. Onu da yürütemedi.

1959’da Millî Kütüphaneye girdi. Aslında tam arayıp da bulamadığı bir yere girmişti. Çünkü Adnan Ötüken oradaydı. Böyle kişileri öteden beri çok severdi Ötüken. Ona kavuştuğuna memnun oldu. Hemen buna kancayı taktı ve mahkemelik oldular. Mahkeme Adnan Ötüken’i mahkûm etti ama sandığıma göre ya tecil edildi ya da affa uğradı...

Millî Kütüphanede kalması olanaksızdı. Bakanlığın genel evrakına verdiler. 1964’te İbrahim Öktem Efendi Eğitim Bakanı olup da başı göklere değince aklı başına gelmişti. Ve ilk yaptığı işlerden biri Hamdi Konur’u evraktan almak oldu. “Nasıl olur da gizli evraklar böyle bir adamın eline verilir?” diyordu. Eski Eserler Genel Müdürlüğünün Fotoğraf Atölyesine verdiler. Orada bir kişi çalışıyordu. Bir de Konur verilirse iki olurdu ve fazla propaganda yapma olanağı bulamazdı… Orada da durdurtmadılar. İlhamı Ertem zamanında Karaman Müzesine yolladılar.

Göreceksiniz bir-iki ay sonra, memleketin ne kadar önemli sorunu varsa çözümlenecek. Özellikle ekonomik sorunlar sağlam kazığa bağlanacak ve vatandaş açlıktan, işsizlikten kurtulacak, sömürü hele hele emperyalizm önlenecek. Çünkü solcuları müze köşelerine, konuşacak kimse bulamayacakları köşelere yerleştirdiler. Nasıl yerleştirenlerin sağır kulakları ve de duymaz yürekleri solcuların söylediklerini işitemiyorsa, müzedeki taşlar da onları işitmeyecek ve anlamayacaklar.

İşin garip ama çok garip taraflarından biri de, millet çıkarına bu işlemleri yapan Eğitim Bakanlarının, kanuna dayanmadan keyfi olarak bu işlemlere girişmiş olmaları yanında, bir de bazen ortanın sağında, bazen ortanın göbeğinde, bazen da ortanın solunda görünerek çeşitli partilerden transfer olmuş kişiler olarak karşımızda bulunmalarıdır. Gününe göre söylev çekmekten ve göbek büyütmekten öteye bir iş yaptıklarını görmediğimiz bu yetkililerin, zaman geçtikçe ne durumlara düştüklerini izliyoruz ve memleket hesabına üzülüyoruz. Ama vaktiyle yaptıkları haksız işlemleri düzeltmek mümkün olmuyor. Kendilerine uygun, Ali kıran baş kesen cinsinden müfettişleri ve genel müdürleri de her zaman bulabiliyorlar. Görev yapma ya da haklı haksız oluş diye bir şey düşünmemek gerekir. Tahkikat bir formaliteyi tamamlamak içindir. Hüküm önceden verilmiştir. Ya da particiler Ankara'ya heyet yollayarak acele nakiller istemişlerdir. Usulen müfettiş göndermek ve sonra disiplin kurulunu toplantıya çağırmak yeter de artar bile.

Din hakkında ne düşündüğünüzü, rejim hakkında ne düşündüğünüzü incelerler ve statüko ne istiyorsa onu yaparlar. Ama aynı bakanın düzen değişikliği isteyen bir partiden olması sizi şaşırtıyorsa, vazgeçin, hiç düşünmeyin üstünde. Bizde âdet böyledir, insanı şaşırtırlar...

Mahmut Makal
Gerçekedebiyat.com

 

 

 

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)